Michel Eyquem de Montaigne – Denemeler Kitap

“Aklın Kendisi ile Diyaloğu”

Dört evladını bebekken kaybeden ve amansız böbrek sacıları yüzünden 1571 yılında 38 yaşındayken şatosunun duvarları arasına çekilen Montaigne yirmi yıl süresince, binden fazla sayfalık “Denemeler” adlı eserini kaleme almıştır. “Denemeler” in yazılması XVI ıncı yüzyılın başlarında Lüter’in Papa’ya başkaldırışı ile başlayan ve Hristiyanlığın bölünmesi ile sonuçlanan isyan döneminin bunalımlı devrine rastlamaktadır.

Kendi deneyimlerini kaleme aldığı makalelerine “essay” “deneme” adını veren Montaigne; bir eleştirmenin “Aklın kendi kendisi ile diyaloğu” olarak tanımladığı bu türün, edebiyatta yerini almasını sağlayan yazardır. “Essay” girişim – teşebbüs – deneme anlamına gelmektedir. Montaigne yazılarında kendini merkeze orturtmuş ve amacının” insanlık“ hakkında değil yalnızca kendi deneyimleri hakkında yazmak olduğunu anlatmıştır. Bunu yaparken de büyük bir alçakgönüllülükle kendi yetersizliğinden, yarın öbür gün düşüncelerinin değişebileceğinden, bize ders verme niyetinde olmadığından sözetmiştir. Kendini tanımaktan yola çıktığını; dünyadaki en büyük şeyin nasıl kendin olabileceğini bilmek olduğunu söyler.

Kitabın girişinde “Kısacası, okuyucu, kitabımın özü “benim”: Boş vakitlerini bu sudan ve anlamsız konuya harcaman akıl karı olmaz. Haydi uğurlar olsun.” der

Ama buna karşın denemelerinin çoğu kişisel olarak başlamakta ama daha sonra insanlığı işleyen temalara uzanmaktadır. Aslında Montaigne yalnızca kendisi hakkında söz etmek istediğini söylerken bizleri daha genel anlamda. “insanı” anlamaya davet etmektedir. “Her insanda, insanlığın bütün halleri vardır.”

Deneyimler :

Montaigne bizlere gündelik hayatımızı, deneyimlerimizden yararlararak; duygularımızı, yeteneklerimizi göz önünde bulundurarak; onur, şan, şöhret peşinde koşmadan; dogmaya saplanmadan; bize bahşedilen hayatı doğanın öngördüğü biçimde yaşamamızı önerir. Bize hayatın tadını çıkararak yaşamamızı söyler. Hayata mesafeli bakarak, seyirci olmayı.

Onun yaşadığı dönemdeki sosyal ve politik çalkantıları göz önünde bulundurursak onun bize, kendi kabuğumuza çekilip hayatın bir seyircisi olma davetini belki de yadırgamamız gerekiyor.

Herşeyin durmadan değiştiği bir dünyada inaçlarımızın temelini kesinlik oluşturamıyacağına göre; deneyimlerimizin temelinde kuşkuculuğun yer alması gerektiğini, söylemektedir Montaigne. İnanç sistemlerinin değişkenliğine işaret ederek insanın bu değişkenlik nedeniyle, zaten kaybedeceği bir oyun için özgürlüğünden vazgeçmemesini önerir.

Ancak bu yaklaşımlar yalnızca dış dünya için geçerli değil, durmadan değişen, belirsiz, kalıptan kalıba giren iç dünyamız için de geçerlidir. Bu sürekli değişim yüzünden ruhumuzu daha iyi anlayabilme ya da geliştirebilme imkansız hale gelir. Yapabileceğimiz tek şey o an neler hissettiğimizi anlamak, bunun da kısa zaman içinde değişeceğini göz önünde bulundurmaktır

Montaigne’in savına göre mümkün olduğunca özgür ve bağımsız; politik ve dini problemlerden uzak, insanın nasıl olduğu veya nasıl olması gerektiği gibi doktriner iddiaları gözardı ederek; bize mutluluk veren cinsellik, yemek ve kitaplar gibi konulara öncelik vererek yaşamak gerekiyor.

Montaigne bu tutumu ile bireysel alanı toplumsal alanın üzerinde tutar. Bize sükun önerir. Tutkulu bir biçimde şan, şeref peşinde koşmamayı. Olaylara seyirci olmayı, evin duvarları arasında mutluluğu bulmayı. Ancak geçim sıkıntısı olmayan bir aydın tipinin kendini halktan soyutlayıp evine kapanarak olaylara seyirci kalması, sonuçta, Fransa’da kanlı bir ihtilale neden olmuştur.

Montaigne’in Tarih ile Bağı

Montaigne’i okumaya başladığımızda ilk farkına varacağınız özellik yazarın Yunan ve Roma çağı yazarları ile özel ilişkisidir. Denemelerini klasik yazarlardan Latince alıntılarla bezemiştir. Rönesans hümanizminin dayandığı yazarların en iyi örneklerinden biri olarak kabul edillen Montaigne klasik yazarlardan elde ettiği bilgiyi büyük bir rahatlık içinde kullanmaktadır.

Yol göstericilerinin putperestler olduğunu söyler. Hiç bir zaman hristiyan söylemi içinde değildir. Eski Yunan’a göre din, insanın ana kaygısı değildi. Bu yüzden Yunan kültürüne odaklanmak Aydınlanmanın insan geçmişini dini değil, laik bir temele oturduğunu kabul etmek demekti. iki yüzyıl sonra gerçekleşecek olan olan Aydınlanmanın temel taşlarından biri Montaigne olmuştur. Hayatta olduğu sürece bu söylemleri onun başına dert açmamız ancak aradan bir yüzyıl geçtikten sonra kitabı yasaklanan kitaplar arasına girmiştir.

Bu klasik yazarların Montaigne’i büyüleyen yanı, onların şan şeref peşinde koşmadan, doğanın ve aklın tabiatına uygun yaşamayı ölçüt olarak alınmasını, savunmalarıdır. Ancak Montaigne’in Sokrates’e övgüler düzmesi kendi öngördüğü hayata ”seyirci” olma olgusu ile ters düşmektedir. Sokrates inançlarını sonuna kadar savunan bir kişi olarak tarihte yerini almıştır. Montaigne Sokrates’ı klasisimin tahtına oturturken örtük olarak onu onaylamaktadır da.

Sonuç olarak

İnsan, kendisine mutluluk verecek ya da vermeyecek alanlarda gereksiz sınırlamalar koymamalıdır. Özel hayatı, kamusal alana tercih etmelidir. Bizi önyargılardan uzak durmaya, kuşkuculuğa ve kültürel farklılıkların ayrımına varmaya; insan olarak hayatı zenginleştirme olanaklarına sahip olduğumuz halde bunları hırslı planlarla ya da gereksiz sınırlamalarla tehlikeye atmamaya davet etmektedir.

Daha sonraki yıllarda Descartes (15961650) Montaigne’in dağınık düşüncelerini ünlü “Cogito; ergo sum” “Düşünüyorum, öyleyse varım” sonucuna bağlamıştır


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir